Basra Körfezi ve Hürmüz Krizi Mücbir Sebep midir? 

Küresel Tedarik Zincirleri İçin Hukuki Bir Uyarı 

Şubat ayının sonlarında Basra Körfezi merkezli çatışma hız kazanmış ve askeri operasyonlar başlayarak bölgenin güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. 

Birleşik Devletler, İsrail ve İran arasında devam etmekte olan çatışmalar Hürmüz Boğazı’ndaki yükleme ve taşıma operasyonlarına ciddi zarar vermiştir. 16 Mart itibarıyla Basra Körfezi ve Umman Denizi’nde 16 ticari gemiye saldırı düzenlendiği tespit edilmiştir. Boğaz, ticari gemilerin geçişine kısmen kapatılmıştır. 

  • Bu sebeple petrol, petrol ürünleri ve LNG yükleme ve sevkiyatları ciddi şekilde aksamakta; birçok tanker bölgede sıkışmış veya limanlarda beklemek zorunda kalmıştır. Petrol fiyatları hızla artmış ve bu ticaretin bozulması Asya ve Avrupa piyasalarına yayılmıştır. 
  • Kritik altyapıya yönelik saldırılar düzenlenmiş ve bazı tesislerde hasar meydana gelmiştir. 
  • Otel, havaalanı ve gökdelen gibi sivil yapılara yönelik saldırılar gerçekleştirilmiş ve çeşitli hasarlar oluşmuştur. 
  •  Enerji altyapısı da saldırıların hedefi olmuş ve bazı tesislerde üretim aksamıştır. 
  • Petrokimya firmaları özellikle nafta temininde ciddi zorluklar yaşamaktadır.  
  • Dubai Havalimanı’na saldırı düzenlenmiş, deniz ve hava taşımacılığı şirketlerinin bir kısmı Orta Doğu’daki operasyonlarını geçici olarak durdurmuştur. 
  • Bunun yanında, bölgede siber saldırı ve elektronik harp faaliyetlerinin arttığına dair ciddi veriler bulunmaktadır.Özellikle denizcilik sektöründe kullanılan GPS ve AIS navigasyon sistemlerinin sistematik biçimde karıştırıldığı  ve yanıltıldığı rapor edilmiştir.  

Bu gelişmeler yalnızca askeri ve güvenlik boyutuyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalara yol açmıştır. Özellikle enerji ve petrokimya sektörlerinde faaliyet gösteren birçok şirket, sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirememeleri nedeniyle force majeure (mücbir sebep) ilan etmek zorunda kalmıştır. 

Aşağıda kriz sürecinde ilan edilen bazı force majeure bildirimleri 20.03.2026 tarihi itibariyle  kronolojik sırayla yer almaktadır: 

  1. 4 Mart 2026 – QatarEnergy (LNG / enerji)İran saldırıları sonrası Ras Laffan LNG tesislerinde üretim durmuştur. Şirket LNG ihracat sözleşmeleri için force majeure ilan etmiştir. 
  1. 4 Mart 2026 – Petronet LNG (LNG ithalat / enerji)Katar’dan LNG sevkiyatının kesilmesi nedeniyle yerel alıcılara force majeure bildirimi yapılmıştır. 
  1. 6 Mart 2026 – Rayong Olefins (petrokimya)Orta Doğu krizinin feedstock ve tedarik zincirini bozması nedeniyle force majeure ilan edilmiştir. 
  1. 7 Mart 2026 – Kuwait Petroleum Corporation (petrol üretimi / ihracat) Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riski ve tanker taşımacılığı kesintileri nedeniyle petrol sevkiyatları için force majeure ilan edilmiştir. 
  1. 7 Mart 2026 – Wanhua Chemical (petrokimya – TDI/MDI) Hürmüz Boğazı’ndaki taşımacılık riski nedeniyle Orta Doğu müşterilerine sevkiyatlar için force majeure ilan edilmiştir. 
  1. 9 Mart 2026 – Bapco Energies (rafineri / petrol)Sitra rafinerisine yapılan saldırı sonrası şirket operasyonları için force majeure ilan etmiştir. 
  1. 11 Mart 2026 – Shell (LNG ticareti)QatarEnergy’den aldığı LNG kargolarını müşterilere teslim edemediği için force majeure ilan etmiştir. 
  1. 11 Mart 2026 – Hindalco Industries (metal / alüminyum) Orta Doğu gaz arzının kesilmesi nedeniyle ekstrüzyon alüminyum ürünleri için force majeure bildirimi yapılmıştır. 
  1. Mart 2026 (ilk hafta) – PCS Singapore (petrokimya) Orta Doğu ham petrol ve nafta tedarik kesintisi nedeniyle force majeure ilan edilmiştir. 
  1. Mart 2026 (ilk hafta) – Aster Chemicals and Energy (petrokimya) Feedstock kesintisi ve tedarik zinciri bozulması nedeniyle force majeure ilan edilmiştir. 
  1. Mart 2026 (ilk hafta) – Formosa Petrochemical (rafineri / petrokimya) Nafta arzı kesintisi nedeniyle bazı petrokimya sözleşmeleri için force majeure ilan edilmiştir. 
  1. Mart 2026 (ilk hafta) – Chandra Asri (petrokimya) Orta Doğu ham madde arzı kesintisi nedeniyle sözleşmelerde force majeure uygulanmıştır. 

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Körfez Bölgesi için bu ilk kriz değildir. İran-Irak Savaşı sırasında, 1984-1988 yılları arasında “Tanker Savaşları” olarak adlandırılan bir dönem yaşanmıştır. Bu dönem Basra Körfezi’ne yönelik bugüne kadar görülen en büyük sistematik saldırı kampanyalarından biridir. 

Bu süreçte 451 ticari gemi vurulmuştur. İran, Irak ve Kuveyt tankerleri hedef alınmış, deniz mayınları döşenmiş ve bazı dönemlerde deniz trafiği ciddi şekilde yavaşlamıştır. İki kez yaklaşık 48 saat boyunca boğaz geçişleri neredeyse tamamen durmuş durumdadır. ABD, Operation Earnest Will kapsamında tanker konvoylarına eskort sağlayarak geçişlerin yeniden sağlanmasına yardımcı olmuştur. Hatta Irak kuvvetleri bu süreçte yanlışlıkla ABD’ye ait USS Stark savaş gemisini vurmuştur. 

Dolayısıyla bugünkü kriz, boyutları farklı olsa da, bölgenin tarihsel olarak gerilim ve silahlı çatışmaya oldukça yatkın olduğunu göstermektedir. Bu nedenle gelişmelere daha sakin ve dengeli yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. 

Bu noktada bana en sık sorulan sorulardan birine cevap vermek isterim. 

Önce merak ettiğiniz şeyi baştan söyleyeyim: 

Hayır, fiyatların artması kesinlikle bir mücbir sebep değildir. 

Değerli okuyucular, Kim size bunun force majeure sayılacağını söyler veya sizi böyle bir ilan yapmaya teşvik ederse büyük bir hukuki hataya düşmektedir veya sizi böyle bir hataya sürüklemektedir. 

Force majeure, kısaca yani mücbir sebep; sözleşme taraflarının kontrolü dışında gelişen, öngörülemeyen ve tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini fiilen engelleyen olağanüstü olaylar nedeniyle sözleşmesel sorumlulukların askıya alınmasını veya ortadan kalkmasını ifade eder. 

Force majeure konusunda en sık yapılan yanlışlardan biri, sözleşmede savaş veya ambargo kelimesinin geçmesinin otomatik olarak koruma sağlayacağı düşüncesidir. Bu doğru değildir. Birçok hukuk sisteminde mahkemeler ve tahkim heyetleri geçerli bir force majeure ilanı için üç temel test uygulamaktadır: 

  1. Olay gerçekten force majeure niteliğinde midir? 
  1. Olay sözleşmeden doğan yükümlülüğün ifasını gerçekten engelliyor mu? 
  1. Uygun bildirim yapılmış ve zararın azaltılması için makul önlemler alınmış mıdır? 

Ayrıca belirtmek gerekir ki kavram basit görünse de uygulamada hukuki olarak oldukça karmaşık hale gelebilmektedir. Örneğin birçok sözleşmede savaş klozu bulunmaktadır. Ancak çoğu zaman savaş kavramı açık şekilde tanımlanmamıştır. Modern çatışmalar ise çoğu zaman resmi savaş ilanı şeklinde değil; sınırlı askeri müdahaleler, drone saldırıları veya bölgesel gerilim artışları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum önemli bir hukuki gri alan yaratmaktadır. 

Uluslararası Devletler hukukukunda silahlı çatışma kavramı oldukça geniştir. Ancak Uluslararası Ticaret hukuku ve uluslararası ticari sözleşmelerde kullanılan ifadeler çoğu zaman daha dar yorumlanır ve ticari bağlam içinde değerlendirilir. 

 

İkinci olarak, Bir şirket force majeure ilan ettiğinde bütün sorumlulukları ortadan kalkmaz. Etkilenen tarafın, olayın etkilerini azaltmak için makul çabayı göstermesi gerekir. Örneğin: 

  • ifanın ne zaman yeniden başlayabileceğine dair bir plan sunulması, 
  • alternatif tedarik seçeneklerinin araştırılması, 
  • oluşan zararların nasıl bölüşülüceğine dair plan teklifi  
  • Kısmı ifanın kabul edilip edilmeyeceği  
  • sözleşme tarafları arasında iletişimin sürdürülmesi. 

Force majeure klozunun nasıl yazıldığı da ilanın sonuçlarını doğrudan etkiler. Bu tür klozlar çoğu zaman sözleşmenin hemen sona ermesine değil, belirli bir süre için yükümlülüklerin askıya alınmasına yol açar. Yani borçlar ortadan kalkmaz; sadece olay devam ettiği sürece etkisiz hale gelir. 

Ayrıca tarafların mücbir sebep klozunun sözleşmenin diğer maddeleriyle nasıl etkileştiğini dikkatle incelemeleri gerekir. Bazı sözleşmelerde fesih halinde fiyat ayarlaması, maliyet paylaşımı veya yeniden müzakere gibi konular başka maddelerde düzenlenmiş olabilir. 

Bu nedenle force majeure ilan etmek isteyen tarafların veya böyle bir bildirim alan şirketlerin öncelikle sözleşmenin tüm hükümlerini dikkatli şekilde değerlendirmelerini tavsiye ederim. 

Sonuç olarak Hürmüz Boğazı’ndaki kriz de er ya da geç bir çözüme kavuşacaktır. Tedarik zincirleri yeniden kurulacak, enerji akışları normalleşecek ve ticari faaliyetler zaman içinde yeniden dengeye oturacaktır. 

Ancak bu kriz önemli bir gerçeği de ortaya koymuştur: Küresel ticaret son derece dar sayıda jeopolitik boğaz ve enerji koridoruna bağımlıdır. Hürmüz Boğazı dünya petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir geçiş noktasıdır.  

Bu nedenle bölgesel bir askeri gerilim kısa sürede küresel enerji piyasalarını ve tedarik zincirlerini etkileyebilmektedir. 

Benzer kırılganlıklar yalnızca Orta Doğu’da değil, dünyanın diğer stratejik bölgelerinde de bulunmaktadır. Özellikle: Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı, Bab el-Mandeb, Süveyş Kanalı, Kuzey Deniz Rotası, gibi ticari geçiş noktaları küresel ticaretin en kritik arterleri arasında yer almaktadır. Enerji ve konteyner taşımacılığının büyük bölümü bu dar geçitlerden geçmektedir. Bu nedenle herhangi bir jeopolitik gerilim, yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil aynı zamanda küresel bir tedarik zinciri kırılması anlamına gelmektedir.  

Dolayısıyla Hürmüz Boğazı krizi yalnızca Orta Doğu’daki bir askeri gerilim olarak değil, aynı zamanda gelecekteki jeopolitik risklerin küresel ticareti nasıl etkileyebileceğine dair önemli bir uyarı olarak değerlendirilmelidir. 

Bugün Körfez’de yaşanan gelişmeler, yarın Güney Çin Denizi’nde veya Kuzey Deniz Rotası gibi başka bir enerji koridorunda yaşanabilecek krizlerin küresel ticaret üzerindeki etkisini anlamak açısından önemli bir örnek oluşturmaktadır. 

Avukat Murat Eren

Bu yazının telif hakkı Utrader’e ait olup, ancak kaynak gösterilmek suretiyle izinsiz olarak kullanılabilir, yayınlanabilir.