Licentia Consulting firmasından Utrader üyesi Avukat Murat Eren ile samimi bir mülakat

ABD-ÇİN Titanların Due Diligence Savaşı: Türkiye İçin Bir Fırsat mı?

Utrader: Murat Bey bir süredir tedarik zinciri ilişkilerinde değişimlere gerilimlere, baskılara zorlanmalara şahit oluyoruz. Eskiden sadece “fiyat ve teslim süresine” odaklanan tedarik ilişkileri, artık ağır hukuki zorunluluklarla şekilleniyor. Bu dönüşüm bize ne anlatıyor?

Uzun süredir uluslararası ticaret hukukunun ağır bir değişimden geçtiğini, jeopolitik risklerin ardına gizlenen yeni ticaret hukuku uygulamalarının mevcut sistemi kökünden değiştirdiğini ifade ediyorum. Bu yazımda tespitlerimi bir adım daha ileri taşıyorum. Evet, “Büyük Doğu” ile “Eski Batı” arasında amansız bir ticaret savaşı yaşanıyor. Ancak bu savaş artık sadece mal ve hizmetlerin kalitesi, üretim metotları veya fiyatlar üzerinden yürütülmüyor. Savaşın yeni cepheleri; gümrük tarifeleri, ticaret engelleri, yaptırımlar ve hepsinden önemlisi ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) standartlarıdır. Bu durumu Avrupa Birliği Adalet Komiseri Didier Reynders de şu sözlerle özetlemektedir: “Yalnızca çevreye zarar vermeyen ve insan haklarına tamamen saygı duyan şirketler AB’de faaliyet göstermelidir.”

Utrader: Bahsettiğiniz ESG eskiden kurumsal sosyal sorumluluk olarak biliniyordu ve şirketlerin gönüllü olarak yaptıkları eylem ve işlemlerdi. Artık ESG’ özellikle S’nin  yasal bir zorunlululuk olduğunu mu vurgulamak istiyorsunuz ?

Evet, odaklanacağımız temel kavram, ESG’nin “S” (Social – Sosyal) ayağıdır. ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre dünya genelinde milyonlarca insan zorla çalıştırılmaya maruz kalmaktadır.

Bu vahim tablo karşısında, ticarete konu olan ürünlerin temel insan haklarına, iş sağlığı ve güvenliği şartlarına uygun; zorla çalıştırma, çocuk işçiliği ve cinsiyet ayrımcılığı olmayan ortamlarda üretilmesi artık sadece bir itibar meselesi olmaktan çıkmış, varoluşsal bir hukuki zorunluluğa dönüşmüştür. Küresel ticarette şirketler, tedarik zincirlerinin tüm aşamalarını bu hususlar açısından izlemek, raporlamak ve hesap vermek zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

Utrader: Peki neden böylesine sert bir regülasyon dalgasına ihtiyaç duyuldu?

Cevap aslında açık: Özellikle Çin ve bazı Güneydoğu Asya ülkeleri.

Batılı ülkelerin ciddi iddiasına göre, özellikle Çinli şirketler küresel ticareti domine ederken insan haklarını ve çevreyi ihlal ederek haksız bir maliyet avantajı sağlamaktadır.

İddialar vahim. Özellikle Çin’in, kritik minerallerden alüminyuma kadar küresel otomotiv sektörüne hammadde sağlayan Şincan bölgesinde iki milyondan fazla Uygur’un zorla çalıştırma kamplarına yerleştirildiği ve bu durumun 2.000’den fazla çok uluslu şirketin tedarik zincirine sızdığı belirtilmektedir.

 

Buna karşılık Batı ülkeleri çok sert hukuki duvarlar örmektedir.

  • ABD (UFLPA): Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası: Şincan bölgesiyle bağlantılı ürünlerin ABD’ye girişi kesin olarak yasaklanmıştır. İthalatçıların bu yasağı aşabilmesi için hammaddeye, alt tedarikçilere, üretim ve işçi maaş kayıtlarına kadar uzanan “açık ve ikna edici kanıtlar” sunması gerekmektedir.
  • Avrupa Birliği (CSDDD ve FLR): AB’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD), büyük şirketlere alt tedarikçilerini denetleme zorunluluğu getirirken;
  • Zorla Çalıştırma Tüzüğü (FLR): Zorla çalıştırmayla üretilen hiçbir malın (dünyanın neresinden gelirse gelsin) AB pazarına giremeyeceğini hükme bağlamıştır.
  • Kanada Zorla Çalıştırma ve Çocuk işçiliğinin Önlenmesine ilişkin Tedarik Zinciri Kanunu
  • Avustralya Modern Kölelik Yasası 
  • Endonezya Zorla Çalıştırma Yasaklanması Düzenlemesi 
  • Pakistan Zorla Çalıştırma Yasaklanması Düzenlenmesi
  • Ecuador Zorla Çalıştırmanın Yasaklanması Düzenlemesi 
  • Kamboçya Zorla Çalıştırmanın Yasaklanması Düzenlemesi 
  • İsviçre -Federal Sürdürülebilir Yönetişim Kanunu ( Taslak aşamasında) 

Utrader: Gerçekten Çini çok zor duruma düşüren düzenlemelerin yapıldığını tespit etmişsiniz. Bu düzenlemelere ilişkin olarak Çin’in Karşı Hamlesi var mıdır ? 

Tabiki vardır, Tedarik Zincirine İlişkin Denetimleri Ulusal Güvenlik Tehdidi saymıştır.

Batı’nın şirketleri, bu ağır kurallara uyabilmek için Çin’deki tedarikçilerini fabrikalara girip sıkı denetimlerden (Due Diligence) geçirmeye başladığında, Çin devleti “dur” demiştir. Çin, Nisan 2026’da çıkardığı Devlet Konseyi Kararnameleri ile oyunun kurallarını değiştirmiştir.

Çin, sanayi ve tedarik zinciri güvenliğini doğrudan bir “ulusal güvenlik” meselesi hâline getirmiştir. Artık Batılı bir şirketin Çin’deki fabrikalara gidip rastgele işçi mülakatları yapması, vardiya kayıtlarını incelemesi, kamera kayıtlarını istemesi veya tedarikçi ağı haritası çıkarması yasaklanmış; bunu yapan şahıs ve şirketler için adli ve idari cezalar, ihracat yasakları ve vize iptallerine kadar uzanan yaptırımlar öngörülmüştür. Hatta bazı durumlarda bu faaliyetlerin “yasadışı bilgi toplama” ve “casusluk” olarak değerlendirilmesinin önü açılmıştır.

Utrader: Bu iki ticaret bloğu arasındaki mücadele  Ülkemiz için Bir Fırsat mıdır ? 

İşte pek kimsenin farkında olmadığı kırılma noktası tam da burasıdır. Tedarik zincirleri zorunlu bir coğrafi kayma evresindedir buna nearshoring/friendshoring şeklinde ifade edilmektedir.

Çin’in ulusal güvenliğine tehdit olarak gördüğü ve engellediği Due Diligence (Durum Tespiti) çalışmaları yıllardır Türkiye’de başarıyla yapılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin coğrafi yakınlığı ve zaten uzun yıllardır BSCI, Sedex gibi sosyal uyum denetimlerine alışkın olması büyük bir avantajdır. İş hukuku altyapımız ve uygulamalarımız Avrupa Birliği standartlarındadır.

 

 

Utrader: Peki Süreçten faydalanmamız için Ülke olarak biz ne yapmalıyız?

Yapmamız gereken tek şey; denetim ve raporlama süreçlerimizi bu yeni yasal düzenlemelerin talep ettiği formata (raporlama, alt tedarikçi şeffaflığı vb.) uyarlamak ve iş sağlığı ve güvenliği standartlarımızı sıfır toleransla uygulamaktır. Çin’in tedarik zincirlerinde yarattığı “denetimsizlik ve şeffafsızlık” boşluğunu Batı’ya bir “güvenli liman” olarak sunabilirsek, bu dönüşümden aslan payını alma şansımız vardır.

Ancak bunu başarabilmek için kendi içimizde de acil ev ödevlerimiz var.

  1. Yeni Bir Kanunlaştırma Faaliyeti: Türkiye’de zorla çalıştırma ve çocuk işçiliği Anayasa ile teminat altına alınmış olup, İş Kanunu modern standartlara uygun bir koruma sağlamaktadır. Buna karşın, küresel ticaretin yeni gereksinimi olan; tedarik zincirinde uçtan uca şeffaflık, periyodik raporlama yükümlülüğü ve yaptırım olarak ticari kısıtlamalar (ithalat/ihracat yasakları) içeren bütüncül bir ‘Tedarik Zincirinde Durum Tespiti (Due Diligence)’ mevzuatı henüz mevcut değildir.
  2. Kurumsallaşma ve Şeffaflık: Türk aile şirketlerinin en büyük yarası olan şeffaflık ve kurumsallaşma sorununun çözülmesi gerekmektedir. İşletmelerimiz şeffaf yönetim anlayışını benimsemelidir. Özellikle kayıt dışılık, yolsuzluklar ve “ortaklar cari hesabı” uygulamasının ciddi sınırlamalara tabi tutulması; Türk Ticaret Kanunu bağlamında temsil ve görev dağılımlarının profesyonelce planlanması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
  3.  Modern Sendikacılık: Sendikalaşmanın çağın gereksinimlerine uygun şekilde yeniden yapılandırılması, işçi-işveren arasındaki denetim ve diyalog süreçlerini Batı standartlarına taşıyacaktır.

Ancak sendikal baskılar, kayıt dışı istihdam ve mülteci/göçmen işçi çalıştırma riski gibi zayıf karnımızın olduğunu da unutmamak gerekir. Batılı bir denetçi Çin’den kaçıp Türkiye’ye geldiğinde alt tedarikçilerdeki kayıt dışılığı yakalarsa, Türkiye bu fırsatı kaçırabilir. Bu nedenle “sıfır toleransla uygulama” hayati önem taşımaktadır.

  1.  Kamu Alımları, Teşvik ve Teknoloji: Kamu alımları ve vergi teşviklerinde ve OSB yer tahsislerinde ESG uyumunun öncelikli kriterlerden biri hâline getirilmesi; yüksek teknoloji ürünlerinin ithalatında ve yerli teknolojilerin geliştirilmesinde gümrük kolaylıkları sağlanması gerekmektedir.

 

Utrader: Son  olarak, Türk iş dünyasına ve politika yapıcılara bu yeni dönem için mesajınız ne olur?

Daha yeni, 01.ağustos 2026 tarihinde bile ABD İç Güvenlik Bakanlığı Çinli onlarca yeni şirketi “yasaklı listesi”ne ekledi. Birgün önce İki devin dışişleri bakanları ılımlı diplomasi mesajları verirken bu yasakların genişlemeye devam etmesi şaşırtıcı görünse de, aslında yeni küresel ticaret düzeni tam olarak budur.

Diplomasi masasında gülücükler açsa da sahada ticaret savaşları tırmanıyor.

​Çin’in yarattığı “denetimsizlik ve şeffafsızlık” boşluğunu Batı’ya bir “güvenli ve denetlenebilir liman” olarak sunabilirsek, bu dönüşümün kazananı Türkiye olur. Bu yeni Lex Mercatoriada (Tacir Hukuku) kurban değil, başrol oyuncusu olmak tamamen bizim elimizdedir.

 

Bu yazının telif hakkı Utrader’e ait olup, ancak kaynak gösterilmek suretiyle izinsiz olarak kullanılabilir, yayınlanabilir.